13 Eylül 2010 Pazartesi

Sakarlıklarımı seviyorum be

Kendime gülmeyi seviyorum.
Bugün çayımı yudumluyorum yudumluyorum. "Tatlandırıcıların da tadı kalmadı " diyorum. Sonra dibinde bulanık birşey duruyor baktım. tatlandırıcı yerine ona çok benzeyen tansiyon ilacı atmışım. Afferin banaaa..Bizim evde taklitlerinden sakınınız valla.
**
Geçen sene de elma kompostosu yapmıştım.
Sağlıklı olsun diye dört tane tatlandırıcı atmıştım. Bir ara nasıl oldu acaba diye tadına bakmak istedim.. A.A..içinde dört tane hap duruyor. Dikkatli bakınca tansiyon haplarını olduğunu gördüm. Eriyememişler..sanırım hapın içindeki nişasta katkısı birden katılaşmış, ööle kalmışlar.. Ama kimyası çözülüp suya karışmışmıydı bilemiyorum. Onları bir güzel içinden toplayıp attım ve yerine gerçek tatlandırıcı ilave ettim. O yüzden bana gelen arkadaşlarımın tansiyonları yüksek olmuyor. Kavga, kıskançlık da çıkmıyor. Herkesde bir rehavet bir rehavet. Gelirseniz haberiniz olsun.
**
Geçen gün de birsürü atılacak şey toplamıştım..
önce hepsini balkonda biriktirdim gündüzden . Akşam çop toplama saatinde telaşla hepsini birer ikişer kapıcımızın eline tutuşturmuştum. birkaçgün sonra yeni aldığım flitözü arıyorum..balkona koymuştum ama yok..hemen anladım. Afferin bana. Çöplerle gitmiş.. Bugun kullanım defterciğini buldum mutfakta yepyeni duruyordu.. okudum.. içinde "çöp torbaları ile karıştırıp atabilirsiniz" ..gibi bir uyarı yok. "Attığınız ürünü çöpte arayınız" ..gibi de bir ifade yok. Tüketici köşesine şikayet etsemmi acaba. :) Neyse..siz olsanız ne yapardınız bilmiyorum ama..zararlı bişiydi zaten de..
**
Akşam tv karşısında kulağımı acıtan küpelerimi çıkardım yan sehpaya koydum.
Sonra onları kaybolurlar diye kristal kültablasının içine bıraktım. Şimdi daha emniyetteler diye düşündüm. Yerimden kalkmaya üşendim çünkü. Biri kristal, biri pırlanta.. yakışırlar diye de yakıştırma yaptım. İki küçük küpecik. Tv ye daldım unuttum. Oğlum çekirdek ikram etti. Loş ışıkta kabuklarını kül tablasına bıraktım. Yatmadan tablaları birbirine devşirip çöpe attım. Huzurla uyudum. İki gün sonra küpelerim geldi aklıma. Yerini biliyorum..kültablasındalar. Elimle koymuş gibi gittim almaya.. yoklar..düşündüm..neler yaptığımı hatırladım..anladım vaziyeti. Bari kutusunda yanyana olabilselerdi. Artık onlar çook uzakta, yerini bilmediğim bir yerlerdeler. İyi ki aradan iki gün geçmişti . Çünkü sitede 52 daire vardı.
**
Kapıyı çektik ve çıktık.
Sokaga adımımı attığım anda aklıma anahtar geldi. iÇerdemi kaldı yoksa. çantamı karıştırıyorum yok. İçerde demek. Hemen geri döndük. Kapı zaten dandik bir kapı. Sallanıp duruyor. Bir omuzda işi tamamdır. Girer anahtarı alırız önce. Sonra çıkarız. İt..yüklen..omuzla..tekmele..komşu da karıştı işe..açılmıyor.. en üst kat.. yaz.. sıcak..terliyoruz. Keser getir vur..keskiyle kanırt..kırıldı. İçeri girer girmez anahtara baktım arkasında yok. Omuzumdaki çantamın içine bir daha baktım ki..duruyor.. Hay allah..susss..çaktırma. iki saat gibi bir rötarla yine gezmedeydik.
**
Geçen gün peynirciden çıktım. Acelem vardı.
Yokuş aşagı epey yürüdükten sonra kuruyemişçiye girdim. Biraz sonra ensemde bir solumaya döndüm. Arkamda bir bayan hararetli hararetli bir şeyler anlatıyor bana. Tanımıyorum da.. benzetti galiba birine beni. Peynircideki benden sonraki müşteri imiş. Onun peynir paketlerini de kapmışım acelemden. O da hesabı ödeyip bana yetişirim sanmış ama epey bir koşmuş bağırmış arkamdan.. sonunda yakalamış beni yorulmuş ama. hihihihi! Ben de elimdekiler amma ağır oldu diyordum. Kuruyemişçiye girmek yerine arabaya atlayıp gitseydim ne olacaktı.
**
Sondan bir önceki numaramda şu oldu.
Arabayı geçici yol kenarına bırakıp acele ile yürüdüm gittim.
Bir bagırtılar geliyor sağdan soldan. Bakıyorum kahvehaneden adamlar bana el kol ediyorlar. Anlamıyorum ki..
- araba..araba.. diyorlar.Eziliyormuyum acaba..ama yoo.sadece YANDA bir araba gidiyor kendi yolunda. AA...BENİM ARABA GİDEN..
-koşşş.. -tuttt.. tutmakla durmuyor tabi..
-aç kapıyı ..
-açamam anahtar çantanın dibinde..yürüyen arabaya nasıl atliyim üstelik.
-mesafe daralıyor..
İlerde duran araca..#'ÇATIRRRR*@** *kim indirdi bunun el freninin yavv!*
Arabanın sahibi biryerlerden cıktı geldi. Bir arabasına baktı ..bir bana baktı.
-Boşver abla dedi. Hadi geçmiş olsun dedi ve gitti yok oldu.
Haydaaaa...
Bir sabah bir börekçiye girdim. Sabah mahmurluğu. Ben söylüyorum ..adam kesip alıp paketler yapıyor. Yüzüne bakmak aklıma gelmiyor.
İşinde gücünde.. o kadar ciddiyetle yapıyor ki paketleri. Sanırsın 5 dakika sonraki brifinge hazırlanmak için dosyalarını tanzim ediyor.
Aynı anda bakışınca.. nerden tanışıyoruz olduk. Hatırladık vaziyeti.
vURDUĞUM ARABANIN SAHİBİ. Hoş beş ardından. Agır abi. Helal sana.
**
Bir de evi su basma hikayesi var..
neyse baymiyim..eskilere de gitmiyim artık. ..DA.. Çok sevgili bir arkadaşım bazı yazdıklarımda "nasılda övmüşsün kendini" dedi. O' dediyse doğrudur dedim. Bir gayretle bu yüzden yazdım anlattım bunları bir bir . :) Varmı bu blogumda övündüğüm bir durum????? ih..ihh..

2 yorum:

  1. Sabah sabah gerçekten iyi geldi bu yazınız :))) Çayıma baktım, biraz tadı yok gibi geldi, içinde "tansiyon ilacı mı var" diye düşündüm :))

    Hepsi birbirinden güzel anekdotlar :))) Geri geri giden araba hele müthiş:)) Hani duymuştum, yerçekimine karşı koyan bazı yerler varmış ülkemizde. Misal araba yokuş yukarıya kendi kendine gidiyormuş. Manyetik bir alan vb varmış. Sizinkisi de öyle bir durum değildir dimi :))

    Selamlar...

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler Tomrukcan :) Gülümsettiysem ne mutlu bana. İnan hepsi dogru. Eksiği var fazlası yok.
    Bizde manyetik alan ne gezer..tam tersi yerçekimi iki kat fazla. Arabanın frenini hele bir çekme. Burada bırak kimbilir nerde bulursun. Aramızda kalsın ama ben bunu hep yapıyorum tomrukcan..çaktırma :)

    YanıtlaSil

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı