29 Temmuz 2015 Çarşamba

BİRAZCIK HAYAL


40 DERECE bu ne sıcak arkadaş.
Temmuzun 29 unda böyle sıcak mı olurmuş. :))
Mevsimler mi şaşırdı yoksa ben mi. 
Mesela ikimiz de şaşırsak da şöyle olsa;
Yazın yazlığa gittigimizde lapa lapa kar yağsa. 
Soguktan terleyip kendimizi denize atsak.
Yaşlılar sahilde romatizmalı dizlerini kara gömüp iyileşseler.
Bu yaz da soguklar gelemedi diye dertlensek
Cildimiz tatil dönüşü akça pakça olsa..
Hayal işte..

Ama ben hayal edebileceğimiz her seyin gerçekte 

olabileceğine inanırım.
Belki vaktiyle olmuştu..
Belki bilmediğimiz bir gezegende yaşanıyordur.

Bilmek için ömrümüzün yetemeyeceği gerçeklere,

hayal gücümüzü zorlayarak ulaşabilirmiyiz acaba

8 Mart 2014 Cumartesi

BUGÜN DÜNYA KADINLAR ve Baş Hala GÜNÜ



Ben bugün evden çıkmadım. Kimsenin kadınlar gününü kutlamadım. 
Kimse de beni kutlamadı. Kendime yemekler yaptım. Suratımı sallandırdım.
Yaptıklarımdan azar azar yedim. Gerisini derin dondurucuya koydum.
Yalnız inatçı, müdanaasız, muhalif yaşlı bir kadının kemikleşmiş huylarından 
vazgeçemeyeceği görüntüsü ile evin içinde sinameki pozlarda dolaşıp akşamı ettim.
Hiçbir şeye üzülmedim, pişman olmadım, beklentiye girmedim, mecbur hissetmedim.
Sonra yapabileceğim pek çok seyin olduğunu ama yapmama seçeneğinin beni 
sorumluluktan uzak, özgür hissettireceğini düşündüm.
Ve o sırada..çook güzel bir haber aldım.
Böylece istersem farklı bir moda geçebileceğimin aralık kapısını gördüm.
O kapıdan geçtim. Habere doğru ilerdedim. İyi ki ilerledim
Şimdi sevinç içindeyim.
Artık ben bir GRANDAUNT um
Hem de En Baş Grandaunt  :)

28 Kasım 2012 Çarşamba

Aksimiyim ne..

Bugün yolda bir arkadaşa rastladım. Karı koca geliyorlar karşıdan.
Güzel insanlardır.
Tiyatro geceleri düzenlemişler. Mahalleye haber vermişler. Toplanıp gidiyorlar.
Sen de gel dediler. Bendeki cevap aynen şöyle.
-Amann gelmiyim ben. Sinema olsa giderdim.
Seçim şansım var.
Tiyatroda sıkılıyorum. her oyunu beğenmiyorum.
Yarıda bırakıp çıkmak olmuyor.
Kendimi cezaya kalmış gibi hissediyorum. Dedim
Arkadaşlarım cevabım karşısında şaşırdılar.
Ama filan diye itiraz edecek olsalarda..
Emeklerine saygım var..
Çok da takdir ediyorum tiyatrocuları.
Ama isteyenler gitsin. Bana dayatmasınlar.

a.aa..kendime şaştım. Neoldu böyle bana. Eski idareci.. politik ben nerde?
Nerde  yerli sanatcıları desteklemek?

**
Başka arkadaşlar geliyor karşıdan.
nakış kursuna gidiyorlar..çok mutlular.
Renkli iplikler almaya çıkmışlar.
Kendileri de rengarenk zaten.
- Gel gel sen de katıl bize diyorlar. Kucak açıyorlar bana. :(
Sevmem ki nakış. Eğ başını saatlerce iğne batır çıkar.
Ne için? Sandık için.
Çarşılar dikiş nakıştan yıkılıyor zaten. İşim olmaz dedim.
Onlar bana sevimli sevimli bakarlarken izin isteyip ayrıldım.

Nedir bu nadanlığım anlamadım.

**
Arkadaş telefon etti.
-Spora gitmeye karar verdik. Seni de yazdırdık. Geleceksin bak!

Üff.. İşin yoksa onların belirlediği saate uy.
 Sabah açılamam ki ben.Bir de üstelik kapalı alan.
Güneş görmez..Hopladıkça tozlar kalkacak.
Etraf ter kokacak.
Kara koyun değilim ama akıl var mantık var.
Yoksa heveslerimi mi yitirdim.
Kendimi yaşlı mutsuz ve aksi hissediyorum sanki.


aa...sahiii.. benim  Udum vardııı :)
Size söylemeyi unuttumm..bir hoca buldum ve bire bir ud dersi alıyorum.
Evet..evet beni ud paklar. Hani adı UDİYA olan ud.
Udun gövdesi boydan boya çatlamış.
Sapında ise yanlış kaynamış bir kırık var
Böyle yaralı bereli bir şey işte.
Çaldıkça anlatıyor bana kenarından kıyısından hayatını .
Benimkide hayatmı dedirtircesine.

Ya benim midem kazınıyor. Sabahtan beri yemedim
Açlıktan olabilirmi menfiliğim. Kesin ondandır
Dur bir yumurta yapiyim..
Sonra da çalayim bir trakya havası ..
gelsin keyfimiz yerine.. :)






Çok iyi geldi. Arkadaşlarımın faaliyetlerine katılabilirim artık
Tabii beni aralarına alırlarsa.. :)






12 Kasım 2012 Pazartesi

BİR GARİP GÜN

Bugün İzmitimde ne aradığımı bilmeden dolaştım. Sokaklara daldım.
Dükkanlara baktım. İnsanları seyrettim.
Bir yerde burnuma mis gibi lahmacun kokusu geldi.
 Kararsızca dükkana adımımı attım. Kokular nefiss. Yemeliyim.
Ama sinekli bakkalın lahmacuncu versiyonu gibi. Loş..kasvetli. köhnemi köhne..
Burada yenmez. İştahım kaçtı birden.Çıkmalıyım hemen.
O sırada sofraya buyur edildiğimi  duydum.
Ses okadar güzel tonlu ve yumşaktı ki..sesin sahibini merak ettim.
Beyaz örtülü, nur yüzlü yaşlı bayanı görünce kalakaldım.
O Basık karanlık dükkanda bir inci gibi duruyor..sanki ışık saçıyordu.
En yakın sandalyeye yavaşça iliştim. Merakla etrafıma bakındım
Yaşlı teyzeyi kırmamak için sadece bir bardak çay ister..yoluma giderdim.
Ama yanıma gelip ne istediğimi sormadı. Hamuru açmaya başladı. Bu arada dua ediyor gibiydi. Karanlıkta çalışıyordu. Gözleri görmüyormuydu yoksa
Elleri hamurun üstünden sihir yapar gibi geçiyor..
Fırının acık kapağından ateşin arada patlayan kıvılcımları sağa sola dağılıyor..
Küçük tüpte ninem zamanının çaydanlığındaki çay ığıl ığıl demleniyordu.
Birden yalnız olduğumu farkettim. Etrafımdaki ahşap masalarda hiç müşteri yoktu.
Yaşlı bayana yardım eden bir kimse de yoktu. Düşüncelere dalmış gitmişim.
Sırtımı  kelebek dokunuşu ile bir el sıvazladı ve masaya lahmacun kondu.
Sanki küçük olmuştum..okuldan çıkmış ninemin sobalı evinde.. karnımı doyuruyordum.
Bu arada ninem köşesine oturmuş..başında kenarı oyalı örtüsü ile  örgüsünü örüyordu.
Çok huzurluydum.
Oysaki ninelerimle hiç böyle bir hatıram olmamıştı.
Tabağımdakileri ne vakit bitirdiğimi anlamadım
Hesap istemek için bakındığımda nur yüzlü bayanı göremedim.
Belkide hayalimdeki gibi torununa bakıyordu şu anda.
Belkide bilmediğim birşeyler, hayalimdeki hayali biraz olsun bana yaşatmaya çalışıyordu.
Belkide aklım bana oyun oynuyordu.
Yoksa akıl oyunlarındaki Russell Crowe gibimiydim
Ama şizofren olduğundan kuşkulanan bir şizofren olabilirmiydi
Dükkanda yine kimse yoktu.
Dip köşedeki çay kaynamaya devam ediyordu.
Bu dükkan inlimiydi..cinlimiydi.
Ne o bana bir şey sormuştu.. ne de ben ona.
Masaya para bırakıp sessizce çıktım.
Güneş batıyordu. Hava kararmaya başlamıştı.
Geri dönüp baktığımda masamdaki tabak kaldırılmıştı.
Masam boş kalmıştı diğerleri gibi. Bayan yine yoktu.
Tekrar dönüp bakmaya korktum. ya tabak gibi masayı da göremezsem..dükkanın da yerinde yeller esiyorsa..Ya herşey hayal idiyse..
 Ya bu bir Kehanetin belirtileri ise.
Aklım biraz karışık amaçsızca yürümeye başladım.
Serin hava ve oksijen iyi geldi.
Sokağın sonuna yaklaştığımda köşe dükkanın kirli yan camından
birisinin baktığını hissetim.
Ve onu gördüm. Görür görmez de tanıdım.
 UDİYA HANIM..!!.. :)) çok sevindimmm.. tanıyordum.

Asil ve sırlarla dolu duruyordu.
Nasıl da görmüş geçirmişti.,
Sanki eskiden ninemdi  udun sahibi gibi bir hisse kapıldım.
Oysa ninem hiç ud çalmadı.
Ama adım kadar eminim ki
Önceki hayatımdaki ninem çalardı.
Sonra ben de çalardım önceki hayatımda.
Bunları bana ud karşıdan hissettirdi.
Yıllar sonra beni bir şekilde buldu.
Almalıydım onu. Daldım dükkana.

Çerçekten de ud ikinci eldi ve birisi satılsın diye bırakmıştı.
Kim evindeki eski antika olmuş udu satardı ki.
Ud yaşlı bir beyefendinin annesininmiş.
Satınca torununa gitar almak istiyormuş.

Udu aldım..bağrıma bastım..Bütün hatıraları ile kabul ettim, sahiplendim. Evimin başköşesinde misafir ettim.
Dün biraz çaldım. Çok sevindi. Ama hemen dile gelmedi.
Şimdi evimizde sıcak bir köşeye..saygı ve sevgiye kavuştu ya..dinlensin.
Herşey zamanla.
Sabırla bekleyeceğim..Udiyanımcığım bakalım ilerde bana neler anlatacak.:)



17 Eylül 2012 Pazartesi

ARTIK BEN DE ASKERİM

Bugün askerimi diğer 5 ayını geçireceği Mardine uğurladım.
Saçlarını 3 numara traşa vurdurdu yeniden ve asker asker gitti.
Arkasından baktım. Ne ara bu kadar büyümüştü.
Doğduğunu biraz ele geldiğini hatırlıyorum.
Sonra takip edemediğim bir hızla bu yaşlara ışınlandı 
gibi geçti zaman.


Ben bir asker annesiyim.
Duygularımı hizaya çektim. 
Duygularıma  ''Hazır ol'' dedim.
Duygularıma ''Silah omza'' dedim.
Dondurdum.
Aklımı  başlarına muhafız diktim.
Beş ay boyunca bu böyle.
Bana soru sormayın..
konuşturmayın
Didiklemeyin..didmeyin.



Askerlerimiz sağ salim dönsün..
Tüm Annelerimiz sevinçle evlatlarına kavuşsun.



14 Eylül 2012 Cuma

EVLATLAR YEMİN TÖRENİNDE


 
EVLAT ASKERDE

ANNELER  TÖRENE GELMİŞ

EVLAT YEMİN TÖRENİNDE
SERENDER PARK OTEL

EL SANATLARI ÇARŞISI

KASTAMONU KALESİ
 

SAAT KULESİ VE
DUVARINDAN SÜZÜLEN SULAR
                                          

27 Temmuz 2012 Cuma

hayat bana şaka yapıyor olabilir mi


Oğlum başka eve taşınacak. Badana yaptırmalıyım önce.
İçi öyle kirli öyle kirli ki..sanki giren hiçbir kiracı badana yapmamış gibi.
Duvarlarda yeri boşalmış çerçeve izleri.. sahipsiz  kalmış hatıralar gibi yüzüme acı bakıyor.
Anlamlı anlamsız çakılmış irili ufaklı çiviler ''sökme beni.. kıyma bize'' der gibi.
Yardımcım ve kocası ile acımadık bastık badanayı duvarlara..
döktük çamaşır sularını mutfak ve lavabolara..
Ohh.. miss!!
Her yer parladı. Ama akşam karanlığı da çöktü.
Yorgunluktan kolumuz kanadımız tutmaz oldu.
..
Evime dönerken geldi bir kamyon benim arabama yandan vurdu.
Yan tarafım boydan boya çizildi ve çöktü
Oysa ben kendimden korkuyordum kaza yaparmıyım diye
Şöför uykuluydu.. kör noktadan görmemiş beni sözde..
Neyseki kamyonla paralelliği sağlayıp kendimi kurtardım.
Zaten iki şeride inen trafik iyice yavaşladı.
İnen diğer kamyon şoförleri parçalayacaktın arabayı diye kızdılar.
Hemen yan bir yola sapıp tutanak düzenledik.
Onun plakası 676 benimkisi 677 idi.
İkimizde  birbirimize bakıp tesadüfe bak dedik.
(yoksa bu bir şeyin işareti olabilirmiydi)
..
Ertesi gün arabayı bakıma götürürken hiç de gece göründüğü gibi
dehşetengiz bir hasar gibi gelmedi bana..Hafifçeçik bir şey .
Moralim düzeldi içim açıldı..hayat güzel.. Lay lay.. lomm!! :)
..
Oğlum aradı. Badana iyi olmamış. Her yer dalga dalga kalmış.
:(
Lambanın ışığında ne de parlak ve temiz görünüyordu oysa :(
Olsun yine de mikroplar kırılmıştır..
Duvarlardaki hatıralarda biraz olsun durulmuştur.
Eşyalar yinede temizlenmiş bir eve taşınacak.
Kendisi askerden dönünce gönlüne göre yaptırsın inşallah
:))
Şimdi geç oldu . Uyumalıyım. Yarın erkenden taşımacılar gelecek.


Yeni bir semt..yeni bir ev.. 
Askerden sonrada inşallah iş ve eş olur.(tabiiki oğluma)


22 Haziran 2012 Cuma

Annem Düştü

Uzun bir süredir yazamadım.
Annem düştü.. kalça kıırığı oldu.  Ya da önce kırıldı..o yüzden düştü.
Doktorlar hemen ameliyat dediler önce. Ama yaş 96 olunca vazgeçtiler.
Evinizde bakın dediler. Ümitsizdiler. Hapları iğneleri merhemleri alıp eve döndük
Annem evde  yatıyor ama neşesi yerinde. Unuttuğu için sık sık ayağa kalkmak istiyor.
İki yardımcım var. geceli gündüzlü evde kalıyorlar.
Annemi oyalamak için şarkılar söylüyor..hikayeler anlatıyoruz.. 
Boy boy biberonlar aldım. Uçlarını farklı büyüklüklerde kesiyorum ki rahat yesin.
Ayarlı hasta karyolası edindim. Sürekli hava basan hasta yatağı aldım.
Medikalden çeşitli kullanımlar için malzemeler edindim.( sırtında yara çıkmaması için
dezenfektan kuru köpük-sırt merhemi-saç yıkama bonesi-nefes alan, deriyle uyumlu vs..)
Gece olunca gözlerini kapatmasını beceremez oldu. Tatlılıkla elimle kapatıyorum.
elimi çekmeden önce duyabileceği gibi dua ediyorum. Türkçe dualarım onu rahatlatıyor ve
 tatlı tatlı uykuya dalıyor. Tabi uyumasında ilaçların da etkisi var.
Dozu yükseltilen yapıştırıcılı alzheimer ilaçlarını omzundan bantlıyoruz.
Kan sulandırıcılı iğnesini kolundan ben yapıyorum.
Diğer haplarını ezerek şekerli yoğurda katıyoruz ve yoğurt dondurması diye yediriyoruz.
Severek yiyor..severek içiyor..şarkı söylüyor..şaka yapıyor..neşeli annem..
Daha bilinçli ve kulakları açıldı..duyuyor annem.
Eski topraktır annem. Bunu da atlatır eminim :).. annem!!

14 Nisan 2012 Cumartesi

Çınarlar Çatırdıyor

Enteresan bir rüya gördüm.
Çocukluğumda altında oynadığım çınar ağacı kökünden devrildi.
Asırlık çınar ağacından öyle bir çatırtı yükseldi ki..
Ağaç yere yatmışken bile çatırtıları devam ediyordu. 
Sanki can çekişiyordu. 
Sesler gittikçe hafifledi ve dindi. 
Ağaç gittikçe ufalandıı.. yer ile yeksan oldu.
Kalakaldım. 
Ağacın dallarının  yayıldığı yerde masmavi bir boşluk hakimdi. 
O boşluk sanki yüreğimde de oluştu o anda.
Koşarak arkadaki kulübeye gitmek istedim ama..
Kulübenin kapısını bulamadım.
Ne sığınacak bir kapım .. ne tutunacak bir dalım vardı. 
Çaresizdim.
Telefonun acı sesi ile uyandım. 
Konuşamayacaktım. Kalbim çarpıyordı.
Kapat düğmesi ile aramayı red ettim. 
O sırada annem uyandı. Yanına koştum.
Düşmesin diye yardımcı olmaya çalışırken 
beynim rüyaya devam ediyor..
Telefon ise ısrarla çalıyordu.. 
Kim olduğuna bakmadan yine red ettim.
Kendime ait olmayan bir sesle annemi biraz daha yatmaya ikna ettim.
Tekrar rüyama uyudum.
Uyandığımda kendi odamda kendi yatağımda idim. Sevindim.
*
Kayınvalidemi 6 ay önce kaybettikten sonra zor günler başlamıştı.
Vicdanımız hiç rahat etmiyordı. 
Çünkü çare bulamamış..özel bakım gerektiren 
Kayınpederimizi özel bir huzur evine yatırmıştık.
 Ama o kadar güzel ve özel bir yerdi ki.. 
kendim için bile ilerde orayı düşünür olmuştum. 
Sık sık telefonla arayıp moralini yükseltiyor..
hatta kıkır kıkır güldürüyordum onu. 
Moralliydi.. ümitliydi.
Yaz gelince onu da alıp hep beraber yazlığına gidecektik. 
-Oranın havası yarar bana Dilekciğim diyordu.
-Eserciğimin kız arkadaşı varmı diyordu.
 Ben de varsa da yoksa da kafadan hikayeler uyduruyordum. onlarla avunuyordu.
Hemşiresinden iyi haberler alıyordum. 
-Hüseyin Amca dün gece eğlenceye katıldı. Oynadı..davudi sesiyle şarkı söyledi.
*
Yatagımda doğrulurken..
Daha rüyamı hayra yoramamıştım.. 
Daha çayı koymamıştım. 
Kimlerin aradığına da bakmamıştım daha ki..
Telefon tekrar çaldı. 
Eniştem arıyordu. sesinden tanıdım.
-Başımız sağolsun Dilekciğim 
-Nassı yane..anlamadım ki??
Hiç hazırlıklı olmayınca insanın algıları mı tıkanıyor ne?
-Kalp krizi imiş.

Otoriteye karşı gelinmez. Vardır bir bilinen.
Benim küçücük beynim buna yorum yapamaz.
Bana dediler ki..
-anne babasına.. eşi ve büyük oğluna kavuştu.. mutludur şimdi.
İnandım.
Canı gönülden mutlu olmasını..günahları varsa affolmasını diledim.
*
Hüseyin Özkoçak
Dogum : 1931  Konya
Vefat   : 2012 Ankara
Özelliği:  Dürüst Çalışkan Akıllı Duygusal
Oğlu : Levent
Torunları: Eser - Orçun








14 Şubat 2012 Salı

ŞAŞKIN BİR GÜN

Selam
Hava güzel ya.. attım kendimi dışarı. Ohh..hürüm yürüyorum..yaşıyorum.
Ruhum kanatlandı. Ama sanki bedenim ona uyum sağlayamıyor gibi.
Yaşlanıyormuyum..hamlamışmıyım bilmiyorum. Aman takan kim.

Alışveriş merkezinin dış duvarında bir dilencinin yanından geçtim.
Aklımda kaldı dilenci kadın. Neden güneşsiz ve en esintili yerde dileniyor ki.
Geri döndüm. Cebimden çıkan 1.5 lirayı eline acele ile bırakırken
o diğer elindeki boş ilaç kutularını uzattı. O zaman yüzüne baktım.
Okadar yaşlıydı ki..ne işi vardı bu soğukta.
Elindeki boş ilaçları aldığım gibi doğru eczaneye gittim. Yenilerini aldım.
Buruşuk ellerine tutuşturdum. O anda ağlamaya başladı.
Beş adet yetim torunundan bahsedince. Elindeki elma poşetini uzattım.
Aceleyle uzaklaştım. Sanki kaçtım. Ama yine de kaçamadım.
Çaresizce civarında dolandım. Belediyenin bir telefonu vardı soğuklarda sokakta kalanlar için.
Neydi..aklıma getiremedim. Telaşla orada tanıdığım gazete bayiine girdim.
Durumu anlattım. Ne de olsa bayiden görünüyordu yaşlı kadın.
Ohh.. artık ne gerekiyorsa yapılacaktı. Esnaf sahip çıkardı. Belediye ona yer yurt bulurdu.
Ama gazeteci hiç istifini bozmadı. Müşterileri ile telaşsız ilgilendi. Kalakalmıştım.
Dükkan boşalınca yüzüme bir müddet baktı..
-Abla üzme kendini..onların apartmanları varmış. Hatta arabaları da varmış. Geçen gün kavga
Kavga çıktı burada. Diğer dilencilere bu köşeyi kaptırmamak için kavga ettiler.
:(
Kanatlanıp uçan ruhum bir anda yalpaladı. Beynim arıza sinyalleri verdi.
Ama toparladım yine uçuyorum..hayat güzel :))
*
Arkadaşımla çantacıda buluştuk. Onunda adı Dilek benim gibi.
Çantalarda müthiş ucuzluk var. Hepsi de bir tasarım harikası.
Bütün çantaları kucaklamak istiyorum. Harikalar.
Ama ucuzlatılmış hali bile pahalı geldi bana. Olsun, almasam da ellerim.
Ellemek almanın yarısıdır bana göre. Bir de omzuma takıp denedim mi..
O çanta sanki benim gibi olur.
İki Dilek çok eğleniyoruz tüm çantaları denedik denedik bıktık bıraktık.
Kiminin tokasını yada sapını beğenmedik. Kiminin de rengi kalmamıştı.
Tam çıkacakken farkettik ki..ikimizin de omuzunda birer çanta kalmamış mı.
Son anda telaşla bıraktık. Arkama baktım..tezgahtar kız bize gülüyordu.
Allahtan alarmlar çalmamıştı. Rezalet olurdu. Hele de kameralar varsa..yerel tv ye
konu bile olabilirdik.
(desem de merak etmeyin..bizi tanırlar..inanmazlar.. hep ordan alırız:)
Ama halimize çok güldük çıkınca.
*

Ruhum kanatları takmış bir kere İki arkadaş serkeşler gibi şaşkın şabalak geziyoruz.
Sevinç içindeyim. Hadi şimdi bir pasajdayız. Ben bir kitap alacağım.
-hatırlayamadım adını..Küfürlü bir adı vardı..Ananı da al git galiba.
Kitapçı anladı ne istediğimi..
..ittir et. miş meğerse.
Arkamda biri kıkırdıyor. Kızgınlıkla döndüm. Dilekmiş meğer. Ben de güldüm.
Böyle çirkin isimli bir romanı evde barındırmak istemedim.
Evde de detokstan yanayım. Negatif  enerji istemiyorum.
Kitap adından dolayı kaybetti.
*
O sırada Müzik aletleri satan dükkanı görmiyim mi
Ben kendimi dükkana ışınladım. Arkadaşm da yok oldu.
Off harika bir yan flüt var kutusunda. Yan yan bakıyorum.
O benim olmalı. Çalmam şart değil onu. Seyretsem yeter bana.
300 lira dedi sahibi. Çok geldi. Küsük küsük baktım flüte.
Aslında benim gönlüm hep neylerde dir.
Gözümün içine baktı bir ney. Biraz bilgi aldım sahibinden..
Üfledim hafifçe
-Bozuk galiba.. çalışmıyor.
20 derecelik bir açıdan hafifçe üfleyince harika bir ses çıkıyormuş.
-Öttür bakiyim dedim adama.
aa..ötüyor valla..kolaymış.
Ben de denedim. Kof bir nefes sesi çıktı. Ötmüyor bende..
Çalamadım. Canım sıkıldı. Yanında duran daha kısa neyleri işaret ettim.
-Onlar kaval dedi dükkancı.
Kaval maval..Üfledinmi sesi çıkıyor hiç değilse.
Aldım gitti.
de..soranlara nasıl açıklayacağım bu kaval sevdamı bilmiyorum.
Yan flüt pahalıydı.. Kaval verdiler diyemem ki.
Ya da küçükken koyun güderdim..filan
Böylece evimizde gitar org ve mızıkanın yanında yerini alacak kavalımız.
İş orkestra elemanlarını bulmaya kaldı.:)
*
Dilekle gezerken eski bir kuyumcu arkadaşımızın dükkanına gelmişiz.
Merhaba demek için girince..her şeyi takıp denemeye başladık.
Nasıl güzeller. Hayran olduk. Dilek gümüş bir yüzük beğendi.
Ben de bir kolye ucu. Aldık sardırdık. Müşterisi olarak telefonumuzu aldılar.
Çıktık dükkandan. Konuşa gülüşe dolaşırken telefonumuz çaldı.
Az önce girdiğimiz gümüşçüden aradılar.
Ben kolye ucunun parasını ödemeyi unutmuşum :).
İİİ.iii..rezaletin son perdesi.
Gizli kameradan da tesbit etmişlerdir bizi.
Bizi televizyonda göstermeden ..koş Dilek koşş..!! Çabuk ödeyelim!!
Üstelik telefon numaralarınızı da vermiştik. Ne acemi hırsızlarmışızbizzz :)))
Kooşşş.
*
İşe şeytanın karıştığı bir gündü gerçekten de  :)).

14 Aralık 2011 Çarşamba

Renklerle Kişilik Testi


Hepimiz hayat boyunca belirsizlik içinde yaşarız. İşte bu bilinmeyenler içimizde korkulara, başarısızlığa hatta strese yol açar. Bir kere kendinizi anladıktan sonra her şey daha bir açıklık kazanmaya başlar. Testi alın ve kendinizi daha iyi tanıyın. (Toplam 2 Soru) Kaynak : www.kisiselbasari.com

1. Aşağıdaki renklerden en favori renginizi seçin

SARIMAVİKIRMIZI

2. Aşağıdaki renklerden en favori renginizi seçin

YEŞİLMORTURUNCU

* * * * * * * * * *

DEĞERLENDİRME

Sarı ve Yeşil: Bakıcılar
Gerçekçi bakış açınız kendiniz ve çevrenizdekiler için güvenli ve rahat bir ortam yaratıyor. Karşınızdakini dinliyor ve ne söylemek istediğini anlıyorsunuz. İnsanların sözlerini olduğu gibi kabul etmek yerine sorular sorarak gerçekten neye ihtiyaçları olduğunu bulmaya çalışıyor ve bu arada onların kendilerini daha iyi tanımalarına yardımcı oluyorsunuz.
İnsanlara bakmak ve yardım etmek sizin doğal bir yeteneğiniz. Fakat aşırıya kaçtığınız zamanlarda ne yazık ki kimseye yardımcı olmuyorsunuz. Bazen başkalarının kendi ihtiyaçlarını keşfetme yetisine saygı göstermeniz gerekir. Sürekli insanları kurtardığınız ve yardım ettiğiniz zaman onların kendi problemleri ve sorumlulukları ile yüzleşmelerine engel olursunuz. Dolayısıyla geri adım atın ve insanların sizin desteğiniz olmadan kendi ayakları üzerinde durmalarına izin verin. Eğer başarısız olurlarsa bunu normal olduğunu hatırlayın çünkü ancak o zaman kendileri için neyin doğru olduğunu aramaya ihtiyaç duyabilir ve kendi çözümlerini bulabilirler.
Yaşamda sürekli başkalarının bakış açılarını anlamaya çalıştığınız için kendinizi ihmal ediyor olmanız yüksek bir ihtimaldir. Çevrenizdeki insanları unutmaya ve kendi ihtiyaçlarınıza konsantre olmaya çalışın. Bu şekilde başkalarının da size yardımcı olması için imkân yaratmış ve kendi mutluluğunuzu ikinci plana atmamış olursunuz.
Eğer sarıyı yeşilden daha çok seviyorsanız, ilişkilerinizden ziyade kişisel gelişiminize ve kariyerinize daha gerçekçi yaklaşıyorsunuz demektir.
Eğer yeşili sarıdan daha çok seviyorsanız, ilişkilerinize daha gerçekçi yaklaşıyorsunuz ve hedeflerinize daha az yoğunlaşıyorsunuz demektir.

Sarı ve Mor: Aracılar
Siz yaşamdaki amacınızı bulmak için bir yolculuğa çıkmış gibisiniz. Önce olayları yaşıyor sonra geri çekilip analiz etmeye başlıyorsunuz. Bu sizin olgunlaşmanıza yardım ediyor. Her anın değerli olduğuna inanıyor ve keyif almaya çalışıyorsunuz.
Manevi değerlere verdiğiniz önem başkalarının kendi içindeki maneviyatı aramalarına yol açıyor. Meraklı, araştırmacı doğanız sezgilerinizin güçlenmesini sağlıyor. İnsanların kendilerinin farkında olmasına yardım ediyorsunuz. Onları dinleyerek, akılcı gözlemler yaparak ve duygularınızı ifade ederek insanları etkiliyorsunuz. Dahası kendilerinde olumlu değişimler yapma isteği uyandırıyorsunuz.
Siz harika bir iletişimcisiniz. İnsanları taraf tutmadan dinleme ve söylenenleri olduğu gibi anlayabilme yeteneğiniz var. Konuşma sırasında olayların içini görebiliyor ve gerçekten ne yapılması gerektiğini hemen kavrayabiliyorsunuz. Yeteneklerinizi en iyi konuşurken ortaya çıkarabiliyorsunuz. İletişim kurarken siz kişisel ve profesyonel olarak mucizeler yaratıyorsunuz.
Fakat ne yazık ki değişime duyduğunuz büyük ihtiyaç nedeniyle gerçekler ve istekleriniz arasında kesin bir çizgi koyamıyorsunuz. Doğal yeteneklerinizi kullanarak neyin gerçek neyin potansiyel bir ihtimal olduğunu ayırt etmeye çalışın. Doğru adımı atacağınıza güvenin. Siz pozitif değişimleri nasıl yapabileceğini çok iyi bilen birisiniz.
Eğer sarıyı mordan daha çok seviyorsanız, bir durumun potansiyel sonuçlarından ziyade gerçekçi taraflarını görmeyi tercih ediyorsunuz demektir.
Eğer moru sarıdan daha çok seviyorsanız, olabilecek imkânları düşünüyor ve yaşamınızdaki gerçekleri ikinci plana atıyorsunuz demektir.

Sarı ve Portakal rengi: Teknik düşünenler
Sizin temel düşünceleriniz genelde işleri nasıl sonuçlandıracağınızı planlamak üzerine yoğunlaşmış. Sistematik bir yaklaşım geliştirerek işleri, ilişkilerinizi ve hatta yaşamı anlamaya çalışıyorsunuz. Siz kendinizi çevrenizde ki kaynakları arttıran bir insan olarak görüyorsunuz.
Çevrenizdeki yetenekleri ve kaynakları araştırıyor, deneme yanılma yolu ile dünyanızı tanımaya çalışıyorsunuz. Keşifleriniz ile yetenekli insanları ve kaynakları doğru yerde kullanma gücünü kazanıyorsunuz.
Eğlenmek sizin için bir olaydaki bütün gerçekleri araştırmak ve tüm parçaların doğru yerine oturmasını sağlamak demektir. Siz bir işte ya da ilişkideki başarılı kısımları büyük bir dikkat ve zevkle incelersiniz. Her başarılı bölüm sizin için tekrar değerlendirebileceğiniz ya da başka bir alanda yeniden kullanabileceğiniz değerli bir parçadır. Birçok kişinin şaşkın ve hayranlık dolu bakışları altında siz var olan kaynaklardan yeni ve orjinal kavramlar, fikirler, olgular yaratırsınız.
Teknik yaklaşımınız, rahatlıkla eksik yapılan işleri hemen görmenizi sağlar. Bu başkalarında kendilerini savunma ihtiyacı doğurabilir ve sizi aşırı ciddi olmakla suçlayabilirler. Genelde bir hata yapıldığında siz bunu fark eden ilk kişi olduğunuz için insanlar sizden çekinmeye başlayabilir.
Fazla hareketin olmadığı bir ortamda özellikle dikkatli olun. Yeniliklerin olmadığı bir ortamda kendinizi değişmez bir döngü içinde hissedebilir ve mutsuzluk yaşayabilirsiniz. Başkaları sizi negatif, mızmız ya da sorun arayan birisi olarak görebilir. Gerçekte siz aslında sadece kayıpsınız ve ne istediğinizi bulmaya çalışıyorsunuz.
Eğer sarıyı portakal renginden daha çok seviyorsanız, kişisel gelişiminiz başkaları ile olan ilişkilerinizden daha önemli demektir.
Eğer portakal rengini sarıdan daha çok seviyorsanız, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızdan daha önce düşünüyorsunuz demektir.

Mavi ve Yeşil: Güven uyandıranlar
Siz başkalarına yardım etmekten ve destek olmaktan zevk alıyorsunuz. Limitsiz merakınız gerçekten ne düşündüklerini söylemeleri için insanlara ortam yaratıyor. Siz karşınızdaki kişinin hayallerini görebiliyor ve gerçek ihtiyaçlarına duyarlı olabiliyorsunuz. Onlara kendi yeteneklerine güvenmeleri için gerek duydukları öz güveni veriyorsunuz. İnsanların kendilerini önemli hissetmelerini istiyorsunuz ve bunu dinleyerek sağlıyorsunuz.
Başlangıçta ortama uyum sağlamaya ihtiyacınız var. Başkaları sizin onlar gibi olduğunuza inanmalılar. Sonra gerçek karakteriniz ortaya çıkmaya başlıyor. Bu durumda insanlar bildiklerini zannettikleri bu yeni kişiye uyum sağlamaya çalışırlar. Bu özelliğiniz yüzünden bazen ihtiyaçlarınıza cevap vermeyen durumları ya da ilişkileri kendinize çekersiniz.
Siz dikkatle dinleyen birisiniz. Başka insanların ne hissettiğini bilmek istersiniz. Bu yetenek sizin müziği ve yabancı dilleri daha iyi duymanızı sağlar. Eğer imkânlarınız varsa bir müzik aleti çalabilir ya da kendi diliniz dâhil başka dilleri fazla aksan olmadan konuşabilirsiniz. Düşünce ve duyguları açık olarak ifade edebilirsiniz.
Aşırı ciddi olduğunuzda ya da fazla rahat hissettiğinizde kişisel gelişiminizi ihmal etmeye başlarsınız. Ne istediğinizden ve ne beklediğinizden emin olun. Böylece başkaları sizin ihtiyaçlarınızı nasıl karşılayacaklarını bilirler ve yaşamınız daha keyifli bir hal alır.
Eğer maviyi yeşilden daha çok seviyorsanız, kariyeriniz ya da kişisel hedefleriniz sizin için birinci sırada demektir. İlişkileriniz hayallerinize uyum göstermek zorundadır.
Eğer yeşili maviden daha çok seviyorsanız, başkalarının hayallerine destek olmaya daha çok önem veriyorsunuz ve kendinizi ikinci plana atıyorsunuz demektir.

Mavi ve Mor: Düşünenler
Siz oluşumu incelersiniz. Bir şeyin neden var olduğunu bilmeye ihtiyaç duyarsınız. Bulduğunuz sonuçlar sizin büyük resmi görmenizi sağlar. Neye ihtiyaç olduğunu bulma kabiliyetiniz sizin olayları iyileştirmenizi sağlar. Geleceğe yoğunlaşarak, fikirler ve olaylar sanki olmuş bitmiş gibi düşünebilirsiniz. Siz gelecekteki dünyada yaşarsınız. Bu kafanızda ki bir resimdir.
Siz insanların motivasyonunu ve sebep-sonuç ilişkilerini anlayabildiğiniz zaman performansınızın en üstünü yaşarsınız. Sürekli hareket planı hazırlamak için kafanızın içinde olayları kategorize ediyorsunuz. Bu planlar olmadan organize olmak sizin için çok zordur. Zaman zaman gündüz hayal kurarak geçiren bir insan haline gelebilirsiniz.
Siz yol açan öncüsünüz. Yeni fikirleri ve yapıları geliştirmeye karar verdiğiniz zaman büyük keyif alırsınız. Fikirleri kafanızın içinde gerçeğe dönüştürmek ihtirasınızın artmasını sağlar. İnancınız güçlü olduğu zaman, gerçeklere bakmadan olayları üstlenebilirsiniz. Kendiniz ve başkaları hakkında geliştireceğiniz yanlış ön yargılar sizi ortamın dışına sürükleyebilir.
Sürekli yeni bir şeyler yapma ihtiyacınız sizin hazırda yapmış olduklarınızı takdir etmenize engel olabilir. Kafanızın içinde çok fazla resim olması yaşamınızı zorlaştırabilir. Diğer insanlar ve olaylar size yetişemeyebilir. Farkında olmadan çevrenizden ve kendinizden imkânsızı istemeye başlayabilirsiniz.
Eğer maviyi mordan daha fazla seviyorsanız, kendi hayallerinizi ilişkilerinizden daha ön planda tutuyorsunuz demektir.
Eğer moru maviden daha çok seviyorsanız, ilişkilerinizde nasıl güçlü olabileceğinize daha çok ilgi duyuyorsunuz demektir.

Mavi ve Portakal Rengi: Yapıcılar
Siz heyecanlı bir yaşam bekliyorsunuz. Bunu çift karakteriniz ile başarıyorsunuz. Bir dakika yeni bir ev tipi yapmak isteyen yaratıcı ve özgür düşünen birisisiniz, ikinci dakika da ise tarzınızı değiştirip niye bir insanın böyle bir fikri ortaya savunabileceğini sorgulayan geleneksel bir eleştirmen oluverirsiniz. Siz sosyal bir muammasınız.
Merakınız pek çok farklı kesimden kişiler ile iletişim kurmanızı sağlar. Siz bu ortamlarda gelişip serpilirsiniz. Partilerde eğlenceli kişilerden biri sizsinizdir. Arkadaşlarınız pek çok farklı ortamdan gelen ve farklı ilgi alanları olan insanlardan oluşur. Bazen durup kendinize şaşırırsınız; sürekli bu çılgınlıkları kendinize nasıl çektiğinizi düşünürsünüz. Fakat içten içe bilirsiniz ki aşırı tek düzelik kişinin gelişimini durdurur ve siz kesinlikle tek düze bir ortamda bulunamazsınız.
Dünyanın size ihtiyacı olduğuna inanmak istersiniz. Çoğu kez kontrolünüzün olmadığı sosyal konular üzerinde düşünüp bir anlam çıkarmaya çalışırsınız. Sonunda ise boşa harcadığınız zamandan yorgun düşmüş ve duygusal olarak çökmüş hissedersiniz. Anlamanız gerek ki dünya hiç bir zaman istediğiniz gibi mükemmel bir ortam olmayacak. Bir insan ancak bir yere kadar olayları kontrol edebilir. Zaman içinde göreceksiniz ki kontrol edemediğiniz sosyal kavramlar üzerinde enerjinizi harcamak yerine kendi çevrenize ve yaşamınıza konsantre olursanız çok daha etkili değişimler gerçekleştirebilirsiniz.
Bir iş yaparken amaca ve hedefe tüm varlığınızı veremiyorsanız başarılı olmanız mümkün değildir. Bütün kalbiniz ile girişmiyorsanız o işi bırakın ve bir sonrakine geçin. Siz yeni bir şeyler yapmak, kurmak, üretmek ihtiyacındasınız, eğer bu imkan elinizde yoksa mutsuz olmanız kaçınılmazdır.
Eğer maviyi portakal renginden daha çok seviyorsanız, bir işi önce nasıl yapacağınızı düşünür sonra planınızı gözden geçirip hatalarını incelersiniz.
Eğer portakal rengini maviden daha çok seviyorsanız, anlık heyecanlara kapılıp planlarınızı unutmanız çok kolaydır

Kırmızı ve Yeşil: Kaynak Yöneticileri
Pratik ve insanlara değer veren bir yapınız var. Başkalarına yaşamlarında daha anlamlı ve değerli aşamalar katetmeleri için yardımcı olursunuz. Hiç kimse sizi kandıramaz. Siz dinamik birisiniz ve herkesin ne yaptığını ya da amaçladığını çok iyi bilirsiniz. Neyin önemli olduğunu bilmenizi sağlayan özel bir yeteneğiniz vardır. Bir öğretmen ya da ebeveyn gibi insanların yaşamlarını daha iyi nasıl yapabileceklerini düşünürsünüz.
Siz en çok elinizdeki kaynakların nasıl kullanılacağını idare ettiğinizde başarılı olursunuz. Başlangıçta çok eğitmek amacı ile başlamanıza rağmen daha sonra aşırı otoriter olabilirsiniz. Hatta aşırıya kaçıp patronluk taslayabilirsiniz. Ne yazık ki orta dereceniz yok, ya eğiticisiniz ya da otoritersiniz. Bu durum çevrenizdeki insanların kafasını karıştırabilir. İnsanlar patronluk tasladığınızda bile insanların iyiliğini düşündüğünüzü her zaman fark edemeyebilirler.
Üzgün olduğunuzda, baskı altında kaldığınızda yada sarhoş olduğunuzda kırmızı rengini simgeleyen tarafınızı ortaya çıkarırsınız. Yeşilin sakinleştiren etkisi olmadan aşırı davranışlarınız ile dostlarınızı oldukça şaşırtabilirsiniz. Eğer yeşili kırmızıdan daha çok seviyorsanız bu karakter daha bile çarpıcıdır. Eğer çevrenizdekiler bu süreçlerden birinde size farklı davranmaya kalkarsa bunun nedeni muhtemelen sizi tanıyamadıkları içindir.
Eğer kırmızıyı yeşilden daha çok seviyorsanız, başkalarından önce bir hedefin başarılması için nelerin yapılması gerektiğine önem verirsiniz. Bu yapınız sizin kendinize güvenmenizi ve direk olmanızı sağlar
Eğer yeşili kırmızıdan daha çok seviyorsanız, destekleyici yanınız ön plana çıkar ve öncelikle enerjinizi başkalarının ihtiyaçlarına yönlendirirsiniz.

Kırmızı ve Mor: Birleştiriciler
Siz olayların duygusal yanları ile gerçekleri birleştirmeyi seversiniz. Bir olay olduğunda önce durumu analiz edersiniz, saçmalıkları bir tarafa atar ve insanları bir araya getirerek durumun düzelmesini sağlamaya çalışırsınız. Başkaları sizin düzene olan ihtiyacınızı aşırı ciddi olarak görür. Siz başkalarına fikir verirken yada açık açık düşüncelerinizi söylerken en başarılı olursunuz. Başkalarına destek olmak kendinizi iyi hissetmenizi sağlar.
Vücut diliniz insanları size çeker. Merakınız hareket yaratır. Siz seksi bir insansınız. Yeni olgular sizi heyecanlandırır ve yeniden canlanmanızı sağlar. Fakat aynı zamanda yenilikler yapmanız gerekenleri bitirmenize engel olabilir. Ertelemeyin… Heyecanınız sönmeden önce işlerinizi bitirmeye çalışın.
Olayların ve insanların göründükleri gibi olduğunu bilmeye ihtiyacınız vardır. Bu yapınız özellikle kötü bir ruh hali içinde olduğunuzda daha belirginleşir. Çevrenizi kontrol eden bir yapıya bürünürsünüz. Bazen olayların sadece negatif yanlarını görürsünüz. Böyle durumlarda öylesine kuşkucu ve aşırı analitik olursunuz ki herkesin moralini bozabilirsiniz. Duygularınızı ve davranışlarınızı çalışan bir plan ile birleştirmeye ihtiyacınız vardır. Yoksa geleceğinizi yönlendirmek sizin için çok zor bir hal alacaktır.
Eğer kırmızıyı mordan daha çok seviyorsanız, en popüler insan olmaktansa işlerin doğru şekilde yürümesine daha çok ilgi duyarsınız. Sözlerinizin sonuçlarını düşünmeden konuşma eğilimindesiniz.
Eğer moru kırmızıdan daha çok seviyorsanız, insanların tepkilerine çok önem veriyorsunuz demektir. İstediğinizi almak için cazibenizi ve çekiciliğinizi kullanırsınız.

Kırmızı ve Portakal rengi: İnsancıllar
Siz bireyselliğe saygı duyarsınız. Siz kendi yolunuzda yürümeye ve kendi düşüncelerinizi özür dilemeden açıkça konuşmaya inanırsınız. Eğer birisi çizgisini aşarsa sessiz kalmazsınız. Koşulsuz sevgi arıyorsunuz ve insanların herhangi bir kısıtlama, utanç yada korku olmadan kendilerini ifade edebilecekleri bir ortam yaratmayı ümit ediyorsunuz.
Kendinize yakın bulduğunuz insanlar ile içten ve samimi ortamlarda bulunmayı seviyorsunuz. En büyük her zaman en iyi olmayabilir sizin için. Küçük şehirler, küçük firmalar ve küçük arkadaş grupları sizin için daha caziptir, sizin kendinizi değerli hissetmenizi sağlarlar. Aksi takdirde aşırı endişeler, geniş çevre, pek çok arkadaş ve hatta karmaşık duygular gerçekleri görme yeteneğinizi yok edebilir.
Siz başkaları için neyin çalışmadığını görebilirsiniz. Sonrada hazır olsun veya olmasınlar olduğu gibi gerçeği söylersiniz. Bu açık sözlülük kendisine güveni olmayan insanlar için ürkütücü olabilir ve sizden uzaklaşmalarına yol açabilir. Diğerleri ise sizi güvenilir ve koruyucu olarak görür.
İş yapmaya yoğunlaşmış kişiliğiniz sizin duygusal yanınızı saklar. Bu sizin koruma mekanizmanızdır. Biraz daha açılmalısınız. Zayıflıklarınızı göstermekten çekinmeyin. Tıpkı bir mıknatıs gibi hak ettiğiniz sevgiyi ve saygıyı kendinize çekmeye başlayacaksınız. Çünkü insanlar böylece sizi tanıyabilir ve gerçekten hak ettiğiniz değeri ancak o zaman verebilir.
Eğer kırmızıyı portakal renginden daha çok seviyorsanız, dünyada pozitif bir değişim yapmaya öyle yoğunlaşmış durumdasınız ki ilişkilerinizi ikinci plana atıyorsunuz.
Eğer portakal rengini kırmızıdan daha çok seviyorsanız, herkesin iyiliği için olayları tamir eden ya da arabuluculuk yapan birisiniz demektir.

15 Eylül 2011 Perşembe

Psikiyatrinin uydurma hastalıkları


                                                                    METİN MÜNİR
                                                                mmunir@milliyet.com.tr

Tıbbın bütün dalları arasında bilimsel temeli en zayıf olan psikiyatridir. Psikiyatri, 1970’lerin sonuna kadar bu mesleğin babası sayılan Sigmund Freud’un anlayışına göre icra edilirdi. Freud’a göre ruh ve sinir hastalıkları, daha çok, çocuklukta meydana gelen olayların şuur altında yarattığı çatışmaların sonucu idi.


Bu ilaçsız, konuşma ve dinleme yoğun haliyle psikiyatri diğer doktorlar ve halk tarafından pek ciddiye alınmıyordu. Psikiyatristler ve koltukları sayısız karikatür konusu oldu.

1950’lerden başlayarak ABD’de ilk sinir ilaçlarının piyasaya sürülmesi ile psikiyatride yeni bir dönem açıldı. Psikiyatrinin dikkati ilaçlara ve beyne yöneldi. Hastaların hayat öyküleri arka plana atıldı. Tedavi, hastaların beyin fonksiyonunu etkileyen haplarda aranmaya başlandı.

Bu arayış şu teoriye dayanıyor: Ruh ve sinir hastalıkları beyindeki kimyevi dengenin bozulmasından kaynaklanıyor.

Ne var ki, sayısız araştırmaya rağmen bu kanıtlanamadı. Ama sanki de hastalık kesinlikle beyindeki kimyevi bir bozulmanın sonucu imiş gibi, doktorlar hastalarını ilaçla tedavi etmeye başladılar. Ağır yan etkileri olan bu ilaçların etkili olup olmadığı tartışmalı olmasına rağmen...

365 ruh hastalığı var

Halk arasında da, ilaç tedavisinin güvenli ve ruh ve sinir hastalıklarını tedavi etmede en etkin yol olduğuna dair güçlü bir inanç var. Bu inancı yayan ilaçla tedaviden parasal çıkarı olan ilaç şirketleri ve konunun profesyonelleridir. Bunlar ne kadar çok ilaç satılırsa o kadar çok kâr ederler, bir. Ne kadar çok insan ruh hastası tanımına sokulursa o kadar çok para kazanırlar, iki.

Gerçekte, akıl ve ruh hastalıkları diye sınıflandırılan rahatsızlıkların büyük bir bölümü uydurmadır, yani hastalık değildir.

Şu anda, adı verilmiş 365 ruh “hastalığı” var. Ne var ki, bu “hastalıkların” büyük bir bölümünü belirleyen bilimsel gerçekler değildir. Komitelerdir.

Bu acayip işin öyküsü şöyle.

Amerikan Psikiyatri Derneği (APA) 1952’den beri ruhsal bozuklukların teşhis ve tedavisi için bir el kitabı yayımlıyor. Akıl Bozukluklarının Tanısal ve İstatistiki El Kitabı isimli bu yapıt Türkiye dâhil bütün ülkelerde psikolojinin kutsal kitabı addedilir.

Akıl ve ruh hastalıkları, APA tarafından tayin edilen komiteler tarafından belirlenir. Komiteler, “hastalıkları” belirlerken herhangi bir bilimsel araştırmaya atıfta bulunmak zorunda değildir.

Gerçekte var olduklarına dair kanıt eksikliğine rağmen “hastalıklar” mantar gibi çoğalıyor.

El Kitabının 1968 baskısında 182 ruh hastalığı vardı. Bu sayı 1980’de 265’e, 2000’de 365’e çıktı. Yeni baskıda herhalde yuvarlak olarak dört yüze ulaşılır.

“Hiperseks sendromu”, “Sinirli bacak sendromu”, “Tıkanırcasına yeme bozukluğu”, “Utangaçlık” muhtemelen “hastalık” olarak sınıflandırılacak.

“Normal olmak gittikçe daha zor hale gelecek” diyor Harvard Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Marcia Angell.


Bu bilgilerin ışığı altında, psikiyatriyi genelde, olmayan hastalıkları iyi geldiği tartışmalı ilaçlarla tedavi etme mesleğidir, diye tanımlayabiliriz.
 
METİN MÜNİR
 
                                                                                   


20 Ağustos 2011 Cumartesi

kedili gün

Dışarda yağmur var. Arkadaşım dişimi tamir ediyor. Nasıl işine hakim ve sakin. Güven veriyor.
Yağmur hızlandı.Şakır şakır. Tam uyku havası..Uyunmazki..ağzında harfiyat var.
Arkadaşım bir taraftan da anlatıyor sakin sakin. Sanki terapi koltuğundayım.
Cihazin sesi fon oluşturuyor. (desemde üçbuçuk atıyorum)
Derken ince keskin sesler karıştı fona.
-Bu ne ki? der gibi baktım
-Kedi miyavlıyor.
Dişimi bıraktık. Gerçekten yavru kediler.. miyavlamıyor adeta çığlık atıyorlar.
Islanıyorlar. Tam camın altındalar. Gül ağacı onları korumaya yetmiyor.
Anne kedi az uzağa sığınmış bize bakıyor. Sanki yardım istiyor.
Arkadaşım hiç tereddütsüz dişçi önlüğünü aldığı gibi kedilerin üstüne yaydı.
Bir yanını pencereye tutturarak tente gibi yaptı onlara. Sesleri kesildi.
Biraz sonrada yağmur kesildi.
Baktık anne kedi yavrularının yanına gitmiş onları emziriyor.


İçimiz rahat, benim tedavime döndük.
Ama yağmur tekrardan öyle bir başladı ki kedilerin sığındığı yer su doldu.
Anne kedi ne yapacağını bilemedi. Kaçtı gitti.


Arkadaşım bir kutu buldu. pencere den atladı. Yavruları kutuya aldı. muayenehanesinin sandalyesini pencerenin altına koydu. kutuyu üzerine koydu. en üste de muşamba gerip köşelerini uçmaması için tutturdu
Tırmanarak içeriye atladı. (yoksa arkadaşımdada kedilikmi var.)
Eller yıkandı..üstler değişti..Benim dişim tamamlandı.
Anne kedi uzaktan bakıyor..heryer göl..kediler çığlık çığlığa anneyi çağırıyor.
Güvenli kuru bir yer kalmadı ki bahçede. Kediler kutuda..kutu sandalyede.. üstünde naylon.
Arkadaşım durdu..durdu..ama duramadı.
Pencereden uzandığı gibi sandalyeyle birlikte kedileri içeri çekti.
Kutuyu yüklendiği gibi sokak kapısından çıkıp bitişikteki erkek kuaförüne girdi.
Değirmenderenin bağrından çıkıp yetişmiş bu delikanlı oğlumuz gerçek bir hayvanseverdir.

Konuşmalarını duyuyorum.
-Off yaa..Tamam Abla. Kuruturum ben onları. Bakarım.
Eminim bakar.


Zaten daha öncede kaç kere gördüm dükkanının bir köşesinde bir kedi yuvası ve çok küçücük kediler olduğunu.


Değirmenderemiz genellikle böyledir.
Hele köpeklerle halk arasındaki sevgi ve anlayış inanılmazdır.
İnsanlardan asla zarar gelmeyeceğine inandıkları için sere serpe bir yaya kaldıırımının üzerinde uykuya dalabilirler. Çünkü burada insanlar daha bebekliklerinden güvercinlerimize yem vermekle..martılara simit atmakla .. çiçekleri..sanatı sevmekle terbiye edilirler..selamlaşmayı öğrenirler.
Umarım hep böyle oluruz. Bu gelenek hiç değişmez.

* Kedi yavruları ne mi oldu.Öğrendik ki yağmur durup sular çekilince anne kedi gelip bulmuş yavrularını. Sonra teker teker taşımış kendisinin güvendiği bir yere :)




Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı